
İnsanlık tarihi kadar eski olan tahıl ve tahıl ürünleri, iktisadi ve sosyal hayatımızda son derece önemli bir yere sahiptir. Günümüzde stratejik bir güç unsuru hâline gelen gıda üretimi içinde, en temel besin kaynağı olan tahıllar, toplumların vazgeçilmez değerlerinden biridir. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de önemini koruyacak olan tahıllar, devletlerin ve toplumların sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Çünkü ülkelerin ekonomik ve siyasi istikrarı, büyük ölçüde bünyelerinde yaşayan insanları yeterli ve sağlıklı şekilde besleyebilmelerine bağlıdır.
Son yıllarda tarımsal üretimde verim artışları yaşanmasına rağmen, dünyada hâlâ önemli ölçüde gıda açığı bulunmaktadır. Hasat sonrası yaşanan kayıplar ise özellikle gelişmekte olan ülkelerin sosyoekonomik kalkınmasının önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam etmektedir. Hızlı nüfus artışı, tarımsal girdi maliyetlerindeki yükseliş, zirai mücadele ilaçlarının kullanımına getirilen kısıtlamalar, ürünlerin hasat sonrası taşınması, depolanması ve işlenmesindeki yetersizlikler bu sorunu daha da derinleştirmektedir. Böylece üretimde sağlanan verim artışlarının önemli bir bölümü kaybolmakta ve mevcut gıda açığının kapatılması güçleşmektedir.
Üretim, pazarlama, organizasyon ve depolama alanlarında önemli gelişmeler yaşansa da mikroorganizmalar, böcekler, haşereler ve kemirgenler gibi zararlılar nedeniyle oluşan kayıplar hâlâ ciddi boyutlardadır.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde hasat edilen ürünlerin yaklaşık %30-40'ı tüketiciye ulaşamamaktadır. Hasat, harman, taşıma, işleme, sınıflandırma, derecelendirme ve depolama süreçlerinde önemli miktarda ürün kaybı yaşanmaktadır. Bu sorunun büyüklüğü nedeniyle Birleşmiş Milletler, gelişmekte olan ülkelerde hasat sonrası gıda kayıplarının en az %50 oranında azaltılmasını hedeflemiş, bu amaç doğrultusunda uluslararası kuruluşların teknik ve mali açıdan desteklenmesini kararlaştırmıştır.
Unutulmaması gereken en önemli nokta şudur: Asıl önemli olan üretilen miktar değil, tüketiciye ulaşan ürün miktarıdır. Ne kadar fazla üretim yapılırsa yapılsın, üretilen ürünler doğru şekilde korunamıyor ve tüketiciye ulaştırılamıyorsa üretim artışının beklenen faydayı sağlaması mümkün değildir.
Ne yazık ki Türkiye'de de tarım ürünleri üreticiden tüketiciye ulaşıncaya kadar azımsanmayacak ölçüde kayba uğramaktadır. Lokantalarda ve toplu yemek verilen işletmelerde çöpe atılan ekmekler ya da depolarda bekletilirken oluşan hububat fireleri bunun en somut örnekleridir. Üretici ile tüketici arasındaki süreçte yalnızca ülkemizde değil, dünyanın birçok yerinde önemli miktarda ürün kaybı yaşanmaktadır. Bu nedenle üretimin artırılması kadar, üretilen ürünün korunması ve israfın önlenmesi de büyük önem taşımaktadır.
Hasat sonrası kayıpların önemli nedenlerinden biri de tarım sektöründe görev alan tüm paydaşlar arasında yeterli iş birliği ve koordinasyonun sağlanamamasıdır. Tarım; üretimden işleme, depolamadan pazarlamaya ve tüketime kadar birçok aşamadan oluşan çok yönlü bir sistemdir. Bu zincirin herhangi bir halkasında yaşanacak aksaklık, tüm süreci olumsuz etkilemektedir. Üretimden tüketime kadar her aşamada görev alan kurum ve kuruluşlar arasında güçlü bir organizasyon ve ekip çalışması sağlanmadıkça verimli ve sürdürülebilir bir tarımsal yapı oluşturmak mümkün değildir.
Bereketli ve bol kazançlı bir hasat sezonu diliyorum.