
Ülkemizin siyasi tarihi, “halka hizmet” diyerek makama oturduktan daha sonra “siyasi ikbal” denilerek kendi makamını yükseltmenin veya kendi makamında her daim kalmanın yollarını arayan, bunun için siyasi partisini değiştiren seçilmişler ile doludur.
İlk örneğimiz 1977 yılında yaşandı.
Bir grup milletvekili, kendi siyasi partilerinden istifa ederek rakip partiye geçti.
Böylelikle rakip parti mecliste yeterli çoğunluğa ulaşarak hükümeti kurdu.
İstifa edip gelen milletvekillerinden 10 tanesi de, kurulan bu hükümette bakan olarak görev yaptı.
Türk siyasi tarihine “Güneş Motel Olayı” olarak geçen ve kendi partilerinden istifa edip geçtikleri partinin kurduğu hükümette bakan olarak da görev yapan milletvekillerini bugün hatırlayan var mı?
Daha yakın tarihe, 2002 yılına gelelim.
2002 yılının ortalarında yaşanan istifa furyasında, her gün birkaç milletvekilinin istifa haberini haber bültenlerinden izliyorduk.
Kendi siyasi partilerinden istifa eden milletvekilleri, henüz yeni kurulmuş bir siyasi partiye geçtiler.
Ancak geçmiş oldukları siyasi parti, ilk milletvekili seçiminde % 2 oy dahi alamadı.
2002 yılında Demokratik Sol Parti (DSP) iktidarının son zamanlarında istifa edip başka partiye geçmiş milletvekillerini bugün hatırlayan var mı?
Son örneğimiz 1995 yılından sonra yaşandı.
Bir milletvekili 2 yıl içerisinde tam 6 tane parti değiştirdi.
O tarihe kadar bu kadar kısa süre içerisinde bu kadar çok sayıda siyasi parti değiştiren başka bir milletvekili yoktu.
Bir keresinde “yahu siz ülkücü değil miydiniz, DSP'de ne işiniz var?” diye soranlara "o benim değil DSP'nin problemi" şeklinde cevap verdi.
Kendisine “Fırıldak” lakabı takılan milletvekilini bugün hatırlayan var mı?
Halkımız, verdiği oya her zaman sahip çıkmıştır, teslim edilen bir emanet olarak oyunu verdiği siyasileri her zaman takip etmiş ve “siyasi ikbal” diyen siyasileri “önce halk” diyerek siyaset tarihine gömmüştür.
AK Parti’nin çeşitli vaatler ile milletvekillerini ve belediye başkanlarını kendine transfer etmelerinde, halkımızın sağduyusunun göz ardı edildiğini düşünüyorum.
Yapılmış transferlerin gerekçelerini halkımıza anlatamayan AK Parti, yapmış olduğu her transferde, halkta “bu transfer acaba neyin karşılığı olarak yapıldı” şeklinde cevapsız soruların çoğalmasına neden oluyor.
Siyaseten yaşanan olaylara açıkça tepkisini göstermeyen halkımız, seçim sandığı önüne konulduğunda siyasette iki artı ikinin her zaman dört etmeyeceğini herkese öğretir.
Yukarıdaki anlattığımız üç örnek yaşananlara ve yaşanacaklara en güzel örnektir.
Hayatı izlemeye ve siyasi gelişmeleri takip etmeye edelim.
Başka bir yazıda görüşmek üzere...