23 Nisan öyle sıradan alelade bir Çocuk Bayramı değildir. Atatürk, o zaman savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukları sevindirmek amacıyla ve tüm dünya çocuklarına armağan etmiştir. Ve tüm dünya milletleri içerisinde çocuklara armağan edilen tek bayram olma özelliği de taşımaktadır.
Zaman içerisinde daha da benimsendi, kapsamı genişledi. Tüm dünya çocukları kutlamak için ülkemize geldi, ortalık cıvıl cıvıl çocuk sesleri ile doldu.
Ancak son yıllarda tüm diğer milli bayramlarımız gibi, içi boşaltıldı, “olmasa da olur, kutlanmasa da ehemmiyeti yok” gibi anlamlar yüklenmeye başlandı.
Misal 19 Mayıs Gençlik Bayramı, şimdilerde neredeyse yok vaziyetinde. Bir zamanlar o coşkulu kutlamaların olduğu yıllarda, Haymana bando sesleri ile başlardı güne. Köylerden bile akın akın insanlar gelir, sokaklar kalabalığı almazdı. Futbol sahasına uygun adım yürünür, orada gençlerin yaptığı gösteriler nefesler tutularak izlenir, onlarca yarışma yapılır, coşkuyla, heyecanla, bir sene anlatılacak kadar sansasyonel mücadeleler olurdu.
Şimdi o ruh, ruhlar alemine göçürüldü. Ne gençliğin, ne çocukluğun ne de milli bayramların tadı, tuzu kaldı. İnsanlar kutuplaştı, gençler ayrıştırıldı, çocuklar yarış atı gibi rekabet eder hale geldi. Ne gençliğin hayrı kaldı, ne de çocukluğun neşesi.
Desek ki, o boşluk eğitimle dolduruldu. O da yok. En azından Haymana için yok. Bu eğitim dönemi başında dershane yetkilileri geldi Polatlı’dan. Dediler ki; “Haymana da dershane yok, TEOG’a girecek öğrencileri hazırlayalım.” Sağolsun yetkililerimiz “elin eşeğini türkü çağırarak aramaya” alıştıkları için oralı olmadılar. Dershaneciler dedi ki; “Bize yer verin” Bizimkiler dedi ki; “Olsa dükkan sizin, okulları veremeyiz. Versek kaloriferlerini yakamayız. Yakacak adam bulamayız, adam bulsak parasını veremeyiz” Kısacası, “bizden size ekmek yok” Dershaneciler de; “Eh ne yapalım, çocuk sizin keyif sizin” deyip gittiler.
Sonra eğitimcilerimiz velilere dönüp dediler ki; “Hiç gerek yok mübarek velilerimiz. Biz etüt vereceğiz ki, öğrencileriniz şak diye öğrenip, hap yutar gibi dersleri yutacaklar. Paranız cebinizde kalsın, gönlünüzü de ferah tutun”
Sonra ilk TEOG’ta, öğrencilerin alayı döküldü. Etüt işi fos çıkmıştı. Veli toplantılarında; “Öğrenciler suçlandı, veliler azarlandı, güzel havalar günah keçisi oldu” Eğitim camiamız kendilerine toz kondurmadı şükür. Parası olanlar, çocuklarına özel ders aldırdı. Garibanın ise çocuğu da bir köşede kös kös oturdu. Dershane için ipe un serenler, etüt yapacağız, hiç eksikleri kalmayacak diyenler, ortalıktan kayboldu. Olan yine ortadireğin çocuklarına oldu.
Sonra seçimler geldi. Bir baktım ki, eğitimci kim varsa, o siyasi propaganda senin, bu miting benim geziyorlar. Toplantıda baş köşede, siyasilerin omuz hizasından kendilerini gösterme telaşındalar. Sizin ne işiniz var siyasetle “Eyyy…eğitimciler, yöneticiler, müdürler” sizin yeriniz yurdunuz, öğrencilerin eğitimleri ile ilgilenip, zaten diğer il ve ilçelerle uçurum olan boşluğu kapatmak. Selfiler çekip, sosyal medyada; “Orada bende vardım beni de görün” deyip kendi kendinizi deşifre etmek telaşınız da neyin nesi?
Dedik ya; “Bir ülkede eğitim kurumuna siyaset girdi mi, üç Kulhuvallah, bir Elham okuyun ve gömün gitsin” Aynen bizde de durum bu. Eğitimciler siyaset peşinde. Onların verdiği sözde eğitimi alan çocuklar da doğal olarak şurada burada.
Eğitim yok, bari dokunmayın çocukların, gençliğin bayramlarına. Bari milli bayramlarını doyasıya yaşasınlar. Dünyadaki eğitimde uçmuş milletlerle zaten sidik yarışında nal topluyoruz. Eh böyle nesil yetiştirdikten sonra, bize her gün bayram olacak nasılsa.
HAFTANIN HABERİ: 23 Nisan da bir günlüğüne Devlet Bahçeli’nin koltuğuna oturmak isteyen çocuk için partiden ihraç kararı alındı. SAYGILARIMLA