Aslında yerel yazmaktan yanayım, ancak dönemsel olarak ulusal yazılar yazmakta kaçınılmaz, hele ki Türkiye’nin bugününü ve geleceğini ilgilendiren dönüm noktalarından birisi ise yazmamak olmazdı. Kendi süzgecimden bu süreci zaman zaman ele alacağım.
Eskiler hatırlar, Pazar günleri Erkan Yolaç’ın sunduğu yarışma vardı, Evet-Hayır diye. Yarışmacı konuşurken verilen cevaplara evet veya hayır derse kaybediyordu. Memleketin hali de bugünlerde bu. Kim hangisini derse karşı taraftan ötekileştiriliyor, adeta düşman ilan ediliyor.
İlk refleks olarak gönlünde yatan parti ne diyorsa o da onu dedi. AKP’liler de ve kafadan Evet’çi oldular. CHP’liler de Hayır’cı. HDP şimdilik Hayır’cı, yarın ne diyeceği meçhul. Cumhurbaşkanı’nın 2014’te Başkanlık ile ilgili açıklamasında dediği; “Başkanlık federasyon veya eyalet sistemi olmadan olmaz” lafı var. HDP’de kulak kesilmiş “bu işten bir federasyon çıkar mı acaba?” diye beklemede. Şimdilik yok. Ama olası bir Başkanlık sisteminde, Başkan’a öyle yetkiler veriliyor ki, bir sabaha “dank” diye “federasyona geçiyoruz, canım öyle istedi” diyebilir. Kimse de “bayram-seyran değil Başkan bu HDP’lileri niye öptü” diyemez.
Burada kafası en karışık MHP cephesi. Parti’nin büyük çoğunluğu Evet’çi. Oysa taban ve sokaktaki MHP’lilerin hemen hepsi Hayır’cı. Bu iş en çok MHP’yi karıştırdı. Taban ve tavan ayrı tellerden çalıyor. Devlet Bahçeli bir zamanlar; “Ben bu AKP’den ve yedi sülalelerinden hesap sormazsam namerdim” demişti. Tabandaki ve sokaktaki Ülkücüler, şimdi AKP ile kanka olan MHP ve Bahçeli’yi anlamaya çalışıyor. Ama anladığım kadarıyla Ülkücülerin rengi %80’i aşan oranda Hayır. AKP’nin milliyetçiliği ayaklar altına aldığını söyleyen, TC tabelalarını kaldıran, Andımız’ı yasaklayan, çözüm sürecinde Öcalan’a iltifatlar yağdıran, OSLO’da HDP ile mutabakatlar sağlayan, Dağdan inen PKK’lıları davul-zurna ile karşılanmasına göz yuman ve daha birçok konuda falso olarak gördüğü olayların şahidi MHP’liler bunları unutamıyor. O nedenle AKP ile birlikte hareket etmeye karşılar. Bu uğurda partilerini bir süreliğine de olsa kalplerinde dondurdular, Devlet Bahçeli’nin ise bu partide artık hiçbir kredisi kalmadı. En azından yüksek bir yüzde ile taban bunu hem dile getiriyor, hem de tavrını net ortaya koyuyor. Muhtemelen de sandığa da bu düşüncelerle gidecekler.
Vatandaşların çoğunluğu ise neyi oylayacağını bilmiyor. Oysa belkide en hayati seçimlerden birini yaşayacaklar. Bir parti veya iktidar değişimi falan değil bu. Bildiğin her şeyin sil baştan olacağı yeni bir süreç. Öyle bir süreç ki, kendilerini, çocuklarını, torunlarını ve bilmem kaç kuşağın etkileneceği bir seçim. Adı yumuşatılarak ve vatandaşın algıları ile oynanarak “Partili Cumhurbaşkanlığı” dense de, bildiğin Başkanlık. Sistem değişimi gibi şirinleştirilmeye çalışılsa da, rejim değişikliğinin ayak sesleri.
“Reis ne derse arkasındayız” diyor Evet cephesi. Ama Reis’ten sonra olacakları kimse ne biliyor, ne de kestirebiliyor. Bugün reis var, ya yarın? Onu kimse bilmiyor. Hatta öyle bir durum ki, seçimde reis seçilemeyebilir. O zaman ne olacak? Hatta Reis bugün çıkıp; “Arkadaşlar öyle güzel sistem ki bu başkanlık, bakın ben aday değilim, kim başkan olursa olsun” dese, evet’çi taraf, dımdızlak ortada kalıp, dizlerinin üstüne çöküp;“vay babooo” diyecek kadar çaresiz kalabilir. Çünkü tüm kurgu Reis’in başkanlığı üzerine. Ondan sonrasında kim gelir, ne getirir, ne götürür bilen, anlayan, anlatan yok.
Hayır cephesi ise, tüm memleketin kaderinin bir kişide toplanmasına karşı. İki dudağı arasından çıkacak kararlar, sorgulanmayacak, hesap sorulmayacak, alabildiğine boş bir meydan yani. İstediği gibi at koşturmaya müsait.”Dur bakalım, sen burada yanlışsın, hadi Anayasa Mahkemesine hesap vermeye” demeye kalksan, pratikte zaten çok zor. Ola ki başardılar, Anayasa Mahkemesinin hakimlerini de başkan seçiyor, e o zaman “Anamı öpen kadıysa, kimi kime şikayet edeceksin” durumları çıkıyor ortaya. Oldukça iyi niyetle düşünseler ve bu seçimde “Başkan” olması muhtemel Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, iyi bir başkanlık süreci yaşatsa bile, ondan sonraki gelecek başkan’ın FETÖ’cü mü, PKK’lı mı veya bambaşka niyetle ve kimliğini çok iyi gizleyerek oraya gelemeyeceğinin garantisi var mı? İşte onlarda bunun sağlamasını yapıp, “bu işin sonu çok farklı yerlere varır” deyip bağırıyorlar sonuna kadar “Hayır” diye.
Sonuçta kim veya hangi taraf kazanır dersen, yıllardır Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi için planlar yapan, senaryolar yazan ve uygulamaya koyanların belirlediği taraf kazanır diye düşünüyorum ben. Çünkü herkese kumarı oynatan onlar ve şaşmaz bir kural vardır; “Kumarda kazanan bir tek oynatandır.” SAYGILARIMLA