Haymana sağlık turizminden sonra, tarih turizmine de hazırlanıyor. Bir koltuğa iki karpuz sığdırmak her babayiğidin harcı değil, biz buna çalışıyoruz işte.
Kaymakam Turan Erdoğan ve Belediye Başkanı Özdemir Turgut’un bir gün görevleri sona erecek, ama bu hizmetleri asla unutulmayacak ve günü geldiğinde her ikisine de payeleri fazlasıyla verilecektir. Her ikisinin de katkıları başlangıçtan itibaren çok büyük ve önemlidir zira.
Ancak, ikinci bir Çanakkale olma hayali ile yola çıkılan bu yol oldukça çetrefilli, bir o kadar zor ve meşakkatli. Eksiğimiz çok fazla. Yapılması gereken çok şey var ve taşların yerine oturması için uzun bir süre var. Zamanla oturur mu? Elbette bekleyip göreceğiz 2021’i. Aynı zamanda her şey de bizim elimizde.
İki hafta önce yapılan çalışmaları yerinde inceledik. Mangaldağı bambaşka bir çehreye bürünüyor. Oraya çıktığınız anda uhrevi hava hemen sarıp sarmalıyor sizi. Bir milletin var olma veya tarihten silinerek yok olma mücadelesinin havasını soluyor, az buçukta olsa gözünüzde, hayalinizde resmedebiliyorsunuz.
Rol modelimiz elbette Çanakkale olduğuna göre oradan rol çalmakta gayet normal aslında. Ama dediğim gibi birçok eksiğimiz var. Bu mevzilerden, yapılan çalışmalardan ziyade küçük birkaç ayrıntıda gizli.
Küçük dediğime bakmayın, belki küçük ama oldukça önemli ve olmazsa olmazlardan. Bir defa bir efsanemiz eksik. Çanakkale de bu efsane Seyit Onbaşı da hayat buluyor. Bizim acilen Seyit Onbaşı gibi bir figür bulmamız lazım. Mutlaka vardır, kahramanlığı veya savaşta sıra dışı bir hareketi ile savaşın seyrine etki eden kahraman. Onu bulup çıkarmak ve ete kemiğe büründürmek lazım.
Seyit Onbaşı’nın hikayesini zaten hepimiz biliyorsunuz. Çanakkale sırf bu figürden yola çıkarak milyonlar kazanıyor. Biblolar, çakmaklar, hediyelikler hep onun hayaliyle inşa edilmiş eşyalarla donatılmış. Adım başı her yerde Seyit Onbaşı’ya bir şekilde rastlamak mümkün. Bize de acilen kendi Seyit Onbaşımız lazım. Bir efsanemiz, kendimize, kendi savaşımıza ait kahramanı yeryüzüne çıkarıp, birazda onun üzerinden destanlaştırmamız lazım ki, hem ekonomik, hem de psikolojik bir hava yaratalım ve gelen misafirler üzerinde davamızı daha etkin kılalım.
Çanakkale de bize karşı savaşan kuvvetlerin en öne çıkanı Anzaklar, yani Yeni Zellanda askerleriydi. Şimdi o Anzakların torunları her yıl Çanakkale’ye binlerce kişiyle gelip dedelerinin yasını tutuyor, savaşı tekrar yaşıyorlar. Bizim de geçmişten kalan Yunanistan düşmanlığına sünger çekerek, onları da Haymana topraklarında misafir etmemiz lazım. Haymana’daki Ahmet’in Selanikte’ki Yorgo ile düşmanlığı çok gerilerde kaldı. Her fırsatta ağzımızı doldurarak “Yunan tohumu, gavur bebesi” hakaretlerimizi bir kenara bırakarak, dostluğun temellerini atmamız lazım. O gün düşman olanların, bu düşmanlığı kan davasına dönüştürmeden bugün dost olmaları neden mümkün olmasın. O zaman Mangaldağında, Yunanlıların torunlarına da yer açmak, onların da bu topraklarda ayin yapmalarına ve binlercesini misafir etmeye çabalamamız gerekiyor. Maksat ikinci Çanakkale olup, aynı mecrada yürümekse eğer, eteğimizdeki taşları bir an önce dökmek gerekiyor. Tarih sadece bizim değil, o savaşta olan herkesin tarihi. O zaman düşmandılar, bugün dost olmaları için neden adımlar atılmasın? Biz Osmanlı’nın izini sürerek Avrupa’da birçok yere dostane bir tavırla gitmiyor muyuz, o zaman bırakalım onlar da gelsin. Maksat biraz da ekonomi ise, buyurun size döviz, aha da ekmek. O zaman düşman olanlar, şimdi Allah’ın huzurundalar. Yargılamak ta bize düşmemeli.
Üstüne basa basa “Çanakkale gibi olacağız” diyorsak, gerçekleri görmeli ve gözümüzü açmalıyız. Kuru kuru iki bina yapmakla, iki anıt dikmeyle, 3-5 mezarla olmuyor her şey. Önemli olan bundan sonra atacağımız adımlar ve alacağımız radikal kararlarda gizli tüm marifet.
HAFTANIN SÖZÜ: “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.” Atatürk’ün Anzaklar ve Anzak annelerine söylediği söz. Yıl 1934