Delikanlılığın afilli dizisi Kurtlar Vadisi’nin bir bölümünde Tuncay Kantarcı isimli şahıs vurulur. Herkes “Kim vurdu acaba?” diye volta atarken, ağır abi Polat Alemdar, hemen parlak zekasını ortaya koyarak; “İlk kim geçmiş olsun’a gelirse, o vurmuştur” der. Dediği gibi de, Testere Necmi denen mafya lideri, sazan gibi oltaya düşerek, hastaneye koşturur ve ilk “geçmiş olsun”u der. Baba Polat bir kez daha haklı çıkmıştır ve Testere Necmi olayın azmettirisicidir.
Bu Pazar günü Ankara’da yaşanan terör saldırılarına bir yenisi daha eklendi. Can kayıpları, yaralılar derken birçok vatandaşımızın evine ateş düştü. Derken “yanındayız, lanetliyoruz, kınıyoruz, “falan filan tarzında timsah gözyaşları döken mesajlarda gecikmedi. En başta Rusya ve ABD olmak üzere Avrupa ve dış dünyadan tepki ve güya destek mesajları ardı ardına geldi. Bir atasözü der ki; “Kan kokusu almış köpekbalığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış emperyalist devletlerdir”
Bu mesajları görünce bir kez daha fiyakalı Polat Abi’mizin dediği aklımıza geldi; “İlk kim başsağlığı dilerse, azmettirici de o dur” o halde düşman belli. Bunlar Türk ve insanlık tarihi boyunca neredeyse her daim hısım görünüp hasım olmuşlardır. Bunu bilmeyen yok. Araştırıp, “şu az düşman, diğeri baya bi düşman” deyip pirinç ayıklar gibi, ayıklamaya vaktimizde yok, kudretimizde.
Peki düşmanlar belli, ya dostlarımız, hiç mi yok? Kıyıda köşede belki birkaç tane kalmıştır, diye ücralara bakıyoruz ama, bugün için maalesef yok. Dün dost olanlar, bugün post peşindeyse, en çok tartışılması gereken meselede bu olmalı.
Buyrun külüne muhtaç olduğumuz komşularımız; Irakla kanlı bıçaklıyız, İran desen düştüğümüzde üstümüze ilk basacaklardan birisi. Suriye mi? zaten mal meydanda, Yunanistan ezeli ve ebedi rakibimiz, Bulgaristan’ı saymaya kalksak, tuttuğumuz elimizde kalır, geriye kim kalıyor? Hımm.. tamam Arap Devletleri. “Hay aklınla bin yaşa” diyemeden tarihe geçen ihanetleri tek tek aklımıza geliveriyor. Şimdiye kadar Arap devletlerinden hangisi kara gün dostu oldular ki? Ne zaman kanımız dökülse ellerini oğuşturan hep onlar oldu, bugün mü yaralı parmağa ..şeyecekler?
“Uzaklarda arama, çünkü sen içimdesin” diye yanık bir arabesk türkü içinde geçen “uzaklarda arama” cümlesi de elbette, içimizdeki düşmanların da azımsanamayacak büyüklükte oldukları muhakkak. Onların, eşgallerindeki eşkıyalık, zaten almış yürümüş.
Sonuçta; omzuna yaslanıp ağlayacağımız, içimizi dökeceğimiz bir dostumuz yok. Ancak herşeye rağmen son dönemlerde eşşeğin üzerindeki yoğurt bakracı gibi çalkalanıp, kaymaklaşan Ortadoğu kazanında birkaç dost edinememiz dış politikadaki çuvallamamız değilde nedir?
İleriyi görememek, yorumlayamamak, satranç gibi hamleler üretipte, ihanetleri bertaraf edememek gibi bir beceriksizlğinde ceremesini topyekün çekiyoruz, millet olarak. Terör dün de vardı, bugünde var, böyle giderse maalesef yarında olacak. Zaman zaman acımasız yüzünü kan kırmızı olarak gösterecek, düştüğü ocakları yakıp yıkacak. Bunu bilmek için kahinlik mertebesine ulaşmaya gerek yok. Embesil olmayalım yeter. Siyasette atılacak adımları süzüp, istihbarattaki zaafiyetleri çözüp, kişisel ikballeri ve hırsları bir kenara atarak, “Ben bu dünyanın merkeziyim, en iyisini, en doğrusunu ben bilirim” bencilliğini Karınca Duası gibi baş köşeye asanlara selam olsun.(!)
Peki suçlu ve sorumlular kimler? evine ekmek götürmekten gayrı bir düşüncesi olmayan astsubay Cengiz Sertel veya Turgay Bulut mu? Gençliğinin baharında onlarca masum genç ve günahsız insan mı? Emeklerken, süt yerine kanla tanışan bebekler mi? Lanetlemekle, kınamakla çözülmüyor bu işler. Suçlu ayağa kalkacak ve bir damla gururu kaldıysa “O aradığınız sorumsuz benim” diyecek. Bir insanın ölümüyle kendi hayatına son veren 3. Köprüdeki Japon mühendisinki kadar yürekli ve onurlu insanlar lazım bize. Koltuklardan fedakarlık etmemek adına, kaç insanın canını feda etmesini bekliyorsunuz?
HAFTANIN SÖZÜ: Uzayda hayat varmı bilemem ama Ankara’da yok.
HAFTANIN HABERİ: YGS sınavları için bir aydır okunmuş pirinç yiyen D.A (18) Çin vatandaşlığına geçmek için başvuru yaptı. SAYGILARIMLA