“GEL! DEDİNİZ GELDİK”
Son moda sağlık turizmi. Tüm dünya buna çuvalla para veriyor. Üstüne üstüne gitmek lazım. Neyimiz var? Dünya ikincisi kaplıcamız. Kim biliyor bunu? Sen, ben, Başka? Başka yok. İngiliz Coni bilmiyor, Fransız Platini hiç duymamış, Alman Hans’ın bir şeyden haberi yok.
Geçtik bunca ecnebileri; Ankara’nın haberi yok bizden, hamamdan kaplıcadan. Ankara’ya "sorsan Haymana ne iş?" Diye, önce kavga dövüş gelir akıllarına. Yalan mı? Çorumlu biri kavga etse “Ben Haymanalıyım, Ankara’yı yıkarım başınıza” diye çemkirip, ona buna horozlanıyor. Ne kadar inkar etsek te, bu işin böyle olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
Önce Ankara’ya tanıtmalıyız kendimizi. Sonra Türkiye’ye, ardından Jenifır da bilsin, Gomez de. Toplasın tasını tarağını gelsinler ailecek. Gelsinler 12 ay hamama girip, keselenip şifa bulsunlar. Bu nedenle Belediye’nin kaplıcaları tanıtım atağı bence çok yerinde.
Yalnız tanıtım yaparken bir konuyu da atlamamak lazım. Tanıtım uluslararası düzeyde ama, tesisleşme dersen, bizim köyden farksız. Gittik Avrupa’ya alladık pulladık anlattık, “Şöyle şifalı” dedik, “böyle cevval” dedik, ballandıra ballandıra anlattık. Akıllarına yattı, diyelim ki Paristen Monika gil bir gün torun tosun geldiler Haymana’ya. İyi de hamamlarımız buna müsait mi? Şehrimiz mangalda kül bırakmadığımız kadar temiz, hijyen, doğasıyla, çevre düzenlemesiyle, çeri-çöpüyle anlattığımız gibi mi? Yardıralım tanıtalım, ama gün gelip berber koltuğunda saçımız önümüze dökülünce ne diyeceğiz, Monika gile? Ne yedirip ne içireceğiz, nereleri gezdireceğiz, nerede, nasıl ağırlayacağız? Çarpık kentleşmeyi, dımdızlak dağları, yetersiz personeli ne diye anlatacağız? “Nuh der peygamber demez” Monika’nın kayınçosu. Yana yakıla anlattığımız bir çırpıda kuşa döner. “Nayn..der, No.”der, bir türlü ikna olmaz elin gavuru. Onun için tanıtım yaparken bir taraftan da kendimize, şehrimize her yönüyle çeki düzen vermek lazım. Halk arasında ne derler; “En çok övündüğün gelin, düğün günü rezil eder” diye. Anlatırken iyi de, birde uygulamada bir şeyler yapmak lazım.
“BİNDİK BİR ALAMETE”
Otobüsler yine Etlik Garajlarında. Aşti’ye taşındığında bir kademe çağ atlamıştık, şimdi başladığımız yere geri döndük. Etlik’te neredeyse bizden başkası yok. Ne doğru düzgün bir yazıhane, ne oturulacak bir yer, ne bir tuvalet var. Kısacası “rezalet paçadan akıyor” desek yeridir. Her gün onlarca şikayet geliyor. Yüzlercesi de içinde saklıyor diyeceğini. Biz bu derdi ne zaman nasıl çözeriz bilmiyorum, ama "böbrek taşı düşürür" gibi sancı veriyor bize. Hala ayakta birbir üstüne yolculuk, hala 25 kişilik otobüslere 50 kişi almalar, hala çocuk, yaşlı demeden ayakta seyahat, hala su istesen, otobüsün mülkiyetini istemiş gibi sokranmalar falan filan. Bu arada hala EGO gelecek hayalleri kuruyorduk ya, artık hayal kurmayı da bıraktık gibi. Bu ulaşım sorunu bizi yiyip bitirecek. Tanıtım derken birazda buraya bakmak lazım işte. Hani Monika gil gelecek ya Haymana’ya hamama. Dediler ki, “birde Haymana otobüsleri ile gidelim etrafı göre göre”. İşte o zaman çuvalladık. Dakika 1 gol 1 olacak. Monikayla kocasını yan yana oturtmayız; “bayanlar ayrı oturacak aga” diye. Monika’nın kayınbabası ayakta kalır “yer yok” diye, Monika’nın torunu kusar poşet yok, Monika’nın eltisi su ister, bidondan veririz “şaşal yok” diye. Buyurun size tanıtım. Oturun düşünün bakalım, ne yapsın Monika gil. Olaya Fransız kalmasınlar da ne yapsın Monika’cık?
HAFTANIN SÖZÜ; Apartmanın kapısına “MÜLK ALLAHINDIR” yazıp, kirası 2 ay gecikince kiracıyı kapının önüne koymak münafıklıktır.
HAFTANIN HABERİ: Caminin tuvaletindeki pisuvarların paralel olması sebebiyle, tuvalete bakan İ.K (55)’yi bir korku saldı; “Yav bupisuvarlar paralel diye bu tuvalete kayyum atarlar mı acaba?” SAYGILARIMLA