Büyük Ülke olmanın birinci şartı “Enerjide dışarıya bağımlı olmamaktır”. Bu şartı ilk sıraya yazarsınız, altına ekonomik güç, sosyal ve hukuki değerler, tarım politikaları, askeri kuvvet, istikrarlı ve istihdamlı büyüme vs..vs. sıralarsınız. Ama ilk madde hiç değişmez. Oysa biz enerjimizin yüzde 98’lik kısmını dışardan karşılıyoruz. O nedenle ilk madde buharlaşıp uçuyor. Bu buharlaşan madde ile bizim de Büyük Ülke olma hayallerimiz bir başka bahara kalıyor. Enerjide dışa bağımlı olduktan sonra gerisini tartışmaya bile gerek yok zaten.
Ekonomik rakamlarımız da Büyük Ülke olmadığımızı gösteriyor. Evlenen çiftler “pembe panjurlu evde oturacağız” hayaliyle başlıyorlar işe ama, bir gecekondu da gayrı mutlu sonla bitiyor iş. Açlık sınırı 1300 lira olup ta, asgari ücret 950 liraysa, bu insanlar taş mı yiyorlar? Yoksulluk sınırı 4250 TL. Yani bir eve ayda 4250 TL girmiyorsa, hepimiz fakir ama gururlu gençleriz. Ya da gururumuzdan karın gurultumuzu duymuyoruz. Her 5 gençten 3 tanesi işsiz. Ailede bir kişinin insan gibi yaşaması için gerekli olan para 1500 TL. O zaman “en az 3 çocuk” dediğinizde: bir sen, bir ben, birde 3 tane bebek, eşittir: 7 bin TL lazım. Daha kaynana, torun torba işin içine girmemiş hali. Eğer onlar da varsa evde, dinlenip dinlenip kaçmak lazım. Yok “Biz ailecek yorganları kemiririz arkadaş” derseniz, buyrun sahne sizin, 3’te yapın 5’te.
Tarımda zaten rakamlar iç karartıcı. Yediğiniz ne varsa yarısından fazlası ithal. Ektiğin tohum İsrail’den, aldığın mazot Arap’tan, attığın gübre Rusya’dan, yediğin et Uruguay’dan, geriye ne kalıyorsa Çin’den.. Haydin bakalım; “Türkiye kendi kendine yeten bir tarım ülkesidir” de.
Haymana’da kahveler insan kaynıyor. İşsiz, avare ve umutsuz. Bir de temcit pilavı gibi şu laf dolaşır; “Yav bu milletin paraya ihtiyacı yok, gelin hamallık yapın diyorum, kimse gelmiyor”. Tamam da canım kardeşim, hamallık nereye kadar? Bugün hamallık yarın ne olacak? Üniversiteyi bitirmiş insanlar var, zanaatkar, dört başı mağmur insanlar var, onlarda mı hamallık yapsın? Atanmış görevi başındaki öğretmenler kadar, atanmayı bekleyen öğretmen adayları var, mühendisler asgari ücrete bile razı, iş arıyor. Güvenliklerimiz maaşının yarısını yol parası vererek “dostlar alışverişte görsün, işi var” desin diye, perişan oluyor. Sonra mutlu yüzde 10 azınlığın fiyakalı hayat standardı baz alınarak, “Lan Türkiyede fakir yok” deniyor. Kimisinin donu ediyor 1000 dolar, kimisinin donuna pire dolar bit dolar.
Madem fakir yok, her yıl 30 milyar dolar insanlara sırf erzak dağıtılıyor. O zaman bunlar nereye gidiyor? Yüzde 10 yutuyor, geriye kalan yüzde 90 yutkunuyor, adı büyük Türkiye oluyor. Bu yaşam standartlarına itiraz edecek tek bir ekonomist yok. İtirazı olanlar; “Tamam bunlar doğru ama düzelecek inşallah” diyor. Tamam da ne zaman? Düzeldiği zaman hep beraber diyelim “Büyük Türkiye” diye. Şu an ki Türkiye olsa olsa Etine Dolgun Türkiye olur, büyüklük bir tek Allah’a mahsus ve de hizmete özel.
HAFTANIN SÖZÜ: Günümüzde herkesin bir derdi var, kiminin ekmeği bayat, kiminin pırlantası ufak.
HAFTANIN HABERi: 23 Nisan da makam koltuğuna bir günlüğüne oturan yumurcak; İlk talimatında “bedelli öğrencilik çıkaracağım” deyince, Kaymakam Turan Erdoğan tarafından apar topar koltuktan indirilip, tahtanın yanında tek ayak üzerinde bekletildi.
SAYGILARIMLA