
Bir yılda dört mevsimin yaşandığı ülkemizin bereketli topraklarında, pek çok ülkenin sahip olamayacağı çeşitlilikte tarımsal ürün yetiştiriliyor. Ancak buna rağmen ne verimlilikte ne de tarımsal gelirde istenilen seviyeye ulaşabiliyoruz.
Yüzölçümü bakımından Konya ilimizden biraz daha büyük olan Hollanda'nın tarım arazileri, Türkiye'nin tarım alanlarının yaklaşık yirmide biri kadar. Buna rağmen Hollanda, bu sınırlı tarım alanıyla Türkiye'nin yaklaşık 3,5 katı tarımsal ihracat gerçekleştirerek Amerika'nın ardından dünyada ikinci sırada yer alıyor.
Üstelik mesele yalnızca üretip satmak da değil. Dünyaya domates, salatalık ve biber ihracatının yaklaşık üçte birini gerçekleştiren Hollanda'nın dış ticaret gelirinin önemli bir kısmını, ithal ettiği tarımsal hammaddeleri işleyerek katma değerli ürünlere dönüştürüp ihraç etmesi oluşturuyor.
Hollanda'da, özellikle seracılıkta ileri teknoloji kullanılarak modern tarım yapılırken, Türkiye'nin tahıl ambarı olarak bilinen Haymana'da üretim hâlâ büyük ölçüde atadan dededen kalma yöntemlerle sürdürülüyor.
Hollanda'da tarımsal faaliyetler ziraat mühendislerinin rehberliğinde, bilimsel veriler ışığında planlanırken, ülkemizde hâlâ geleneksel alışkanlıklar ön planda tutuluyor.
Oysa tarımdan daha fazla kazanmanın yolu, ürüne katma değer kazandırmaktan geçiyor. Hasat edilen buğday gerçek ekonomik değerine un olduğunda değil, unun da işlenerek bisküvi, makarna veya diğer gıda ürünlerine dönüştürülmesiyle ulaşıyor.
Son dönemde devletimiz, zirai ilaç kullanımını daha sıkı kurallara bağladı. Artık hiçbir çiftçi, kendi inisiyatifiyle bilinçsiz şekilde zirai ilaç kullanarak toprağını ve çevreyi zehirleyemeyecek.
Bu, kuşkusuz olumlu bir gelişme. Ancak tek başına yeterli değil.
Yıllardır yazıyor, her fırsatta dile getiriyorum; yine yazmaya devam edeceğim.
Her hasat döneminin ardından yakılan anızlar nedeniyle birçok bölgede adeta yangın manzaraları yaşanıyor.
Oysa yakılan anız, toprağın katilidir. Anız yakmak; yalnızca toprağı değil, toprağın altında ve üstünde yaşayan, gözle görülen ya da görülmeyen milyonlarca canlıyı da yok etmektir. Toprağın organik yapısını bozmakta, verimini düşürmekte ve gelecek yılların üretimini olumsuz etkilemektedir.
Dünyanın gelişmiş tarım ülkelerinde hasattan sonra tarlasını ateşe veren çiftçiler var mıdır bilmiyorum. Ancak bir gerçek var ki, bizim çiftçimiz toprağından yeterli verimi alamazken, başka ülkelerin çiftçileri avuç içi kadar arazilerden dünya pazarlarına ürün satabiliyor.
Demek ki yalnızca toprağın bereketi değil; bilgi, teknoloji, planlama ve üretim anlayışı da tarımsal başarının en önemli unsurlarıdır.
Başka bir yazıda buluşmak dileğiyle…