
"Hiç bir şeyden çekmedi dünyada, nasırından çektiği kadar. Yazık oldu Süleyman efendiye"
demiş şair Orhan Veli.
Aynı bizim yol hikayemizi tarif etmiş aslında.
Kronik, irinli, sancılı ve de ızdırap verici.
Her yıl yapılan ve neredeyse aynı yıl bozulan bir zulme döndü artık.
"Siz halinize şükredin. Daha kötü yerler var" diye günah çıkarmaların dergahına da çevrildik bu arada.
Ne yani, bir yerlerdeki yollar hep daha bozuk olduğu için yatıp kalkıp ahvalimize şükür eylemek mi, payımıza düşen.
"Ölüm var sıtmaya razı olun" demenin bir başka versiyonu.
O koltuklar, makam mevkiler icra yeri olduğuna göre, bozuk yol nerede, hangi köyde varsa yapılacak. Kötüyü emsal göstermekte nedir?
Siyasi köşe kapmaca, koltuk tutma, rozet değiştirme veya buna benzer meseleler bizleri bir yerden sonra ırgalamaz. Politikacı makam mevki koltuk kapacak, o arada kayıkçı kavgaları falan,....ceremesini vatandaş Hacivat çekecek.
Bir yol her yıl yapılıp, her yıl bozuluyorsa ortada başka habis urlar vardır.
Malzemeden çalma, kötü işçilik, yandaş müteahhit ve en önemlisi kontrol eksikliğinden şüphelenir vatandaş ister istemez.
Verdiysen ihaleyi, hakkıyla yapıp yapmadığına bak, hak edişini ondan sonra ver. Dönmüş ise bir filim fırıldak bas cezayı. Onlar parayı hak ediyor ise, bizim hakkımıza neden hep çile, zulüm düşer ki.
Araçlarımızla çukurdan, tümseklerden kaçmak için oryantale döndük.
Hangi; başkan, yetkili, sorumlu, partili, müdür...vs yapacak biz bilemeyiz.
Ya da hangi siyasi parti, büyükşehir, belediye, şeflik.. sorumlu, anlamayız.
Biz işin olup olmadığına bakarız. "Cingirli küçük bir köy, Culuk da hele idare ediversin" deniliyorsa onu da bilelim.
Siyasetin neredeyse 30 yıldır içindeyim. Bir bakıştan, mimikten, göz kırpmadan, denilmek isteyeni anlayacak tecrübede ve yeterlilikteyim.
Onun için kimin verdiği sözlerin, kimin sırt sıvazlamasının ve tüm siyasi vücut dilinin kaç okka çektiğini de bilirim çok şükür.
Bize esirgenen birkaç zerre asfaltın başka yerlere sebil edildiğini de bilmekteyiz.
Ağalar, paşalar, başkanlar.... İstediğimiz hanlar, saraylar, köşkler değil. İnsanız ve yasal hakkımız olan "Yol" dur istediğimiz. Hepi topu 9 km.
"Yok size yol mol" deniyorsa onu da bilelim. Yeter ki oyalamayin.
Yılmaz Güney'in efsanevi "yol" filmi aklıma geliyor. 1981 yılında çilekeş bir yolun 2026 'daki izdüşümü buysa eğer, hakikaten yazık tüm memleketin Süleyman efendilerine....