
Düzenin bir türlü kurulmak istenmediği, kaostan beslenen bir toplumun karanlıktan çıkması mümkün değildir. Genelin karanlıkta kalmaktan memnun olduğu veyahut memnun olmak zorunda kaldığı toplumlarda ışığa ulaşmayı hedefleyen her kim olursa olsun kendini toplumun karanlık düşüncelerine hapsolmuş vaziyette bulacaktır. Toplumun doğrularıyla baş etmek güç ister. Bu güce sahip zihinlerin kendini koruyabilmesi içinde sabra ihtiyaç vardır. Sabrın sonunda elde edilmiş bir zafer çoğu zaman mümkün olmasa da verdiği mücadele geriye dönüp kendi geçmişine baktığında kişinin gururudur. Gururla baktığı dünyada bir şeyleri değiştirememiş olmak ise derin üzüntüsüdür. Karanlıktaki toplumdan faydalanan yönetenlerin, aydınlık için mücadele edenleri adeta yok etmesi kendilerince bir zaferdir ancak toplum için mağlubiyettir. Şahsi çıkarların gözetildiği günümüz Türkiye’sinde zannetmeyin ki bir tek bizim ilçemiz bu şekilde! Hemen hemen her bölgenin benzer problemleri yaşadığı apaçık ortada. Şahsi çıkarları uğruna toplumun menfaatlerini devre dışı bırakıp kendi ceplerini dolduranlar gelecek nesillerin katilidir. Bu katiller hiçbir zaman kabullenemese de kendi vicdanlarına elbet hesap vermek zorunda kalacaklarını asla unutmamalılar. Vicdanları devre dışı kalanların ise bu sınırlı zamanının elbet biteceğini, ölüm gibi bir gerçeğin olduğunu daima hatırlamaları gerekir. Hatırlamak istemeyenlere gücün azaldığı, zamanın artık kalmadığı hissine kapıldıklarında hayat en acı şekilde uygulamalı olarak hatırlatmış olacaktır. Sosyal medya üzerinden insanlara şefkatli, çalışkan, adaletli vb. pek çok kavramla kendini gösterenlerin kapalı kapılar ardında ne kadar gaddar olduğunu görmek son derece kötü bir durum. Gerçi eskiden kapalı kapılar ardından çirkin yüzleri görürdük şimdi kapının dışında ulu ortada görmeye başladık. Güç zehirlenmesi maalesef bu toprakların kronikleşmiş salgın bir hastalığıdır. Bu salgın hastalığı yayan ise makam koltuklarıdır. Koltuğa oturan her kişi adeta Nemrut’a benzemeye başlıyor. Ki Nemrut’un gücünü, hikâyesini bilmeyen yoktur. Hikâyenin sonu da enteresan değil mi? Koskoca Nemrut’un ölümü topal bir sinek sebebiyle oluyor. Aydınlığı sağlamak için mücadele edenler elbet kazanacaktır. Onlar kazanamasa bile Nemrutlar er ya da geç daima kaybedecektir.
Köşe başlarında nutuk atmakla bu işler çözülmez. Zaten atılan nutukları da kimse üzerine alınmaz. Herkes masum, herkes haklı, herkes bu halk için mücadele ediyor, herkes adaletli, herkes düzen istiyor, herkes kendi şahsi çıkarları için değil de toplumun çıkarları için çalışıyor, herkes haktan hukuktan doğrudan yana, herkes gelecek nesillerin daha rahat yaşanabilir dünyası için çabalıyor… Öyle değil mi?