
Geçtiğimiz hafta bir seçimi daha geride bıraktık. Biz cümbür cemaat adı, sanı, önemi ne olursa olsun seçimleri seven insanlarız. Neden mi? Anlatayım...
Bizim buraların kaderidir; sessiz sedasız akan hayatın tek büyük fırtınası, tek gerçek karnavalı seçimlerdir. Öyle her zaman göremezsiniz bu manzarayı. Düğündür seçim, bayramdır; sofraların kurulduğu, çayların şirketten olduğu, seçmenin itibarının Everest’in zirvesine vurduğu o meşhur "hasat" zamanıdır.
Normal vakitlerde, yolda görse selam vermekten imtina edilen, yolu değiştirilen kesim, bir bakarsınız ki o meşhur seçim sath-ı mailine girilince Sultan Süleyman muamelesi görmeye başlar. Bizim seçmen de uyanıktır hani; bilir ki o mühür kendi elinde, o pusula cebinde, o an sultan da odur, paşa da!
Hangi seçim olursa olsun fark etmez; sülalecek bir "ağırdan satmalar" başlar ki sormayın. Elindeki oy potansiyeli kadar mayalı hamur gibi kabardıkça kabarır zat-ı muhteremler. Sanırsınız memleketin anahtarı cebinde, her birinin oyu altın tozuna batırılmış.
Aslına bakarsanız, asıl siyasetçi o meydanlarda nutuk atan adaylar değil, bizzat oy verecek olanın kendisidir. Her gelene mavi boncuk dağıtmalar, her adaya bir kaş göz süzmeler, her kapıyı çalana "sensiz olmaz" diye cilvelenmeler...
Kime oy vereceğini bir Allah bilir, bir de kendi sır küpü yüreği. Ama sokağa çıktın mı iş değişir. Havada uçuşan yeminlerin haddi hesabı yoktur: "Ekmek Kur'an çarpsın seninleyiz, namussuzum senden başkasına basarsam", "Şerefim üzerine yemin ederim ki adamımız sensin..."
Geçmiş yıllarda bir belediye seçiminde şahit olmuştum, valla ibretlik! Adamın birini gördüm; sabah bir adayın bürosunda, akşam diğerinin ofisinde... Her ikisine de öyle bir "kurban olurum" diyor ki; gökten koç inmese Hz. İbrahim’in bıçağına boynunu kendi uzatacak sanırsın. Peki..çakaldan kurban olur mu? Olmaz elbet ama siyaset bu ya; hırstan iki gözü kör olmuş, basireti bağlanmış aday bunu süzemez.
Ya da işine gelmez diyelim...
Çünkü o hırs, o koltuk sevdası öyle bir şeydir ki; etrafını saran o sahte coşkuya, şatafata, billurlarina serpilen suya kim hayır diyebilir? Aday, kendine söylenen yalanın içinde boğulurken bile memnundur. Zira o an, o yalanın sıcaklığı, gerçeğin soğuk yüzünden daha tatlı gelir. Bu denklemde gelin bu soruyu hep birlikte hem kendimize hem de cemaate soralım; aday mı çok saf, yoksa seçmen mi çok kaypak? Her iki taraftan dürüst, sözünün eri olanlara sözümüz yok elbette...
Belki de her ikisi de sadece üzerine düşen rolü oynuyor. Biri kandırılmaya mahir, diğeri kandırmaya usta... Ama olan o seçim gürültüsü geçince yine o selam verilmeyen sokaklara ve unutulan vaatlere oluyor.
Damak çatlatan lezzette bir seçim daha geride kaldı. Ulan güzeldi be. Bitince oyumuz olsa da olmasa da buruluyor, üzülüyor insan.
Neyse ki hem ülkemizde hem de memleketimde seçimin biri bitip diğeri başlar.
Şunun şurasında bir sonraki seçime ne kaldı. Gelsin çaylar, pastalar ve o birkaç günlüğüne de olsa adam sıfatına konmalar...
Amannn sabahlar olmasın....