
Değerli Haymana Gazetesi okurları hepinize iyi haftalar diliyorum. Sizlere bu haftaki yazımda “Meşru Savunma (Meşru Müdafaa)“ konusunu anlatacağım. Bununla ilgili tüm detayları bu yazımda bulabileceksiniz.
Kişinin kendisine ya da bir başkasına yönelik haksız saldırıyı bertaraf etmek için haksız saldırıda bulunana karşı ortaya koyduğu fiil meşru savunma sayılmaktadır. Türk Ceza Kanunu madde 25/1'de düzenlenen meşru savunma (meşru müdafaa) şüphesiz ki her fiil için gündeme gelemeyecektir. Meşru savunmanın varlık nedeni, bir hakkın saldırıya uğraması halinde bununla muhatap olanın hakkı korumaya yönelik davranışta bulunmasının doğal olmasıdır. Bu durum bazı hallerde istemsizce ortaya çıkan refleks halinde bile kendini gösterebilir. Türk Ceza Kanunu, insanın doğasında bulunan kendini ve başkalarını koruma içgüdüsü nedeniyle ortaya çıkacak fiiller nedeniyle kişinin cezalandırılmasına engel olmuştur.
Meşru müdafaa, cezalandırılmazlığı sağladığı gibi, caydırıcılık özelliği nedeniyle de değerli bir düzenlemedir. Zira meşru müdafaanın varlığının bilinmesi, başkalarının haklarına saldırıyı engelleyebilir. Türk Ceza Kanunu madde 25/1 uyarınca meşru savunmanın varlığından söz edebilmek için şu şartların bulunması gereklidir:
Haksız bir saldırı olmalıdır. Saldırı meşru müdafaa ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Korunması gereken hak, kişinin kendisine ya da başkasına ait olabilir. Savunma, saldırı sırasında gerçekleşmelidir. Savunma zorunlu olmalıdır. Savunma saldırana karşı olmalıdır. Saldırı ile savunma fiileri arasında şiddet açısından doğru orantı bulunmalıdır.
Fiilin meşru savunma olarak görülebilmesi için, haksız saldırının meşru savunmada bulunan kişiye ya da başkasına yönelmiş olması arasında fark yoktur. Sokakta yürürken bir kişinin dövüldüğünü gören kişi, dövüleni hiç tanımasa da haksız saldırının sonlanması için eylemde bulunabilir. Haksız saldırı mutlaka bir hakka yönelik olmalıdır. Başkaları için tehlike arz etmeyen silahla ateş etmeyi(örneğin duvara ateş edilirken) sonlandırmak için ateş edene saldırmak meşru savunma olarak değerlendirilemeyecektir. Meşru savunma, haksız saldırı anında olmalıdır. Mesela, kuyumcuyu soymak isteyen kişi kuyumcunun silah çıkartması üzerine dükkândan kaçmış ise artık kuyumcu dükkândan çıkıp, yakalamak amacıyla dahi olsa, silahıyla hırsıza ateş edemeyecektir. Ateş etmesini meşru savunma olarak görmek söz konusu olmaz. Zira hırsızın haksız saldırısı sonlanmıştır. Ancak eğer hırsızın haksız saldırısının tekrar etmesi mümkünse, örneğin hırsız arabasından silah alıp gelecekse, kuyumcunun hırsıza ateş etmesi meşru savunma kapsamına girecektir. Özetle meşru savunmada zarar ya da tehlike hali gündemde olmalıdır. Gündemden düşen zarar ya da tehlike için meşru savunmaya dayanılamaz.
Meşru savunmanın önemli bir unsuru da, savunma için gösterilen fiil ile haksız saldırının mahiyeti arasında doğru orantı bulunmasının gerekliliğidir. Burada kastedilen hakların ya da silahların eşitliği değildir. Altınları çalınmak üzere olan kişinin hırsızı öldürmesi olayında haklar eşit değildir. Kendisine bıçakla saldırana karşı kişinin kendini tabanca ile korumasında ise silahlar eşit değildir. Ama her ikisi de meşru savunmadır. Yeter ki, haksız saldırıyı sonlandırmak için girişilen fiil, haksız saldırı ile orantılı olsun. Meşru savunma kurumu, intikam aracı olarak da kullanılamaz. Örneğin 3 saat önce kendisini yaralayan kişiyi yalnız yakalayan, kendisini yaralayana saldırıda bulunamaz. 3 saat önceki haksız saldırı sonlanmıştır. Mağdurun, kendisine 3 saat önce saldırıldığı için kendisinin de ona saldırdığı yönündeki savunması, meşru savunma kapsamında değerlendirmez.