
Yanılmıyorsam bundan birkaç yıl önce bu konuyu yazmıştım. Günümüzde bazı gelişmeler benzerlik gösterince bu tür olayları hatırlatmakta fayda var.
Dünya hukuk tarihine geçen ve sadece bir çikolata markası olan “Toblerone Davası” bakın neydi? Toblerone Davası siyasi ahlakın hassasiyetleri noktasında bütün dünyaya örnek olabilecek bir olay.
İsveç eski bakanı ve Sosyal Demokrat Parti Başkanı Mona Sahlin bir markete uğrar ve çok sevdiği Toblerone çikolatayı alır, 6 dolar ödeyip evinin yolunu tutar.
Sahlin’in kapısı bir gün çalınır, gelenler maliye müfettişleridir. Sahlin çikolatayı devletin kendisine tahsis ettiği kredi kartı ile satın almıştır, bu sebeple hakkında soruşturma başlatılır. Sahlin 4 kere yargı önüne çıkar. Sahlin devletin verdiği kredi kartını yanlışlıkla kullandığını ve amacının devlet hazinesine zarar vermek olmadığını söyler. Sahlin’in tüm varlığı maliye bakanlığı tarafından incelemeye tabi tutulur ve harcamaların dökümü alınır kendisi bu uzunca sürecin ardından aklanır. Ancak hem istifa eder, hem de defalarca halkından özür diler. Olay dünya siyasi ve hukuk tarihine “Toblerone Davası” olarak geçer.
Bir parti başkanı, devletin tahsis ettiği kredi kartı ile bir çikolata alıyor ve hakkında soruşturma başlatılıyor. Devlet, parti başkanından bir paket çikolatanın hesabını soruyor. Bizde hayalini kurmak bile hayal ötesi.
Mesele bir paket çikolata değil aslında. Bizde olsa mistik kumkumalar çıkar ve “Oyun büyük yeğen” der ve çok bilmişçe anlatmaya başlarlar.
Çocukluğumuzun pelerinsiz kahraman kuruluşu Kızılay’ın yaptığı satış gündemde mesela. Depremde bölgeye ilk koşup çadır kurması gereken Kızılay, deposundaki 2000 çadırı parasıyla gönüllü bir kuruma satıyor. Bir tarafta halktan topladığı bağışlarla yine halka hemde ücretsiz hizmet etmesi gereken Kızılay, gönüllü olarak koşan bir yardım derneğine satılan çadırlar. Bir paket çikolata aldı diye istifa eden, hesap veren, “Gavur” bakan, halkın çadırını satan ama “istifa” diye bir kelimeyi hayatından çıkaran güya “imanlı” kişiler. Çocukluğumuzun kahraman bir kurumunun itibarını yerle yeksan ettiniz, bari dine halel getirmeyin.
İstifa etmek için daha ne olması lazım. İlkokulda Kızılay Kolu Başkanı seçilen çocuk mu istifa etsin?
Bu ülkemizde yaşanan birçok alengirli oyuna sadece bir örnek. Bu ve bunun gibi yüzlerce emsal var. Ama ortada “Suçlu benim. Devletimin itibarını koruyamadım” diyerek istifa eden bir kişi bile yok. Sorsan onlar en milliyetçiler, en vatansever, en dindar, en vatan-millet sevdalılarıdır.
Ülkeyi ayakta tutan şeyler önce ahlak ve adalettir. Bir kişinin dindar olması ya da olmaması onun sorunudur. Her ikiside hesabını Tanrı’ya verir. Ama ahlak veya adaletsiz ise tüm toplumu etkiler. Çünkü yetkin makamlara geldiğinde ahlaksız ve adaletsiz yönetimden tüm toplum etkilenir. “Devletin dini adaletir” denir.
Yönetemiyorsan, beceremiyorsan, çalıyorsan, adaleti sağlayamıyorsan istifa eder, gerekirse adalet önünde hesap verirsin. Herşey bu kadar basit.
Bir kutu çikolatan çok ötesi aslında herşey öyle değil mi? Ne kadar dindarız, nasılda vatanseveriz, öyle böyle değil en milli ve yerli biziz. Öyle değil mi? Ama gavurlardan öğreneceğimiz çok şey var bence. En basiti ahlak ve adaleti öğrensek yeter.
Her çikolata yediğimizde bu olay gelmeli aklımıza. Ballı kaymaklı hayat sürenleri, “Yedirmeyiz” demektense, yiyenlerin yakasına yapışmadığımızdan oluyor aslında tüm felaketler. O parti, bu parti, o kişi, bu şahıs değil mesele. Mesele ahlak meselesi.. hala anlamadınız mı?