
Biz mucizeleri çok seven bir milletiz. Binlerce kişi ölür, birkaç kişi kurtulur “Bir mucize gerçekleşti” diye içimizde kelebekler uçuşur. Tüm iyi niyetleri bir müddet bir kenara bırakmaz, yitirilen bin’ler yerine bir’leri konuşursak, sadece mucizelerle avunan toplum oluruz.
Oysa mucize bu değildir. Bu şaşı bakmak, olanı yok saymak, kötüyü ötelemek, görmezden gelmek, kulağının üstüne yatmaktır.
İnsanlık tarihinin en büyük felaketlerinden birisine şahitlik ettik. Evlere, ocaklara ateşler değil, koca bir yanardağ patladı.
Bugün küçük mucizeleri değil, büyük feleketten önce dirayetle işini yapan, bilimle paralel çalışmanın mükafatını alan, liyakatli ve iş bilir kişilerin yarattığı inşaat mucizelerini konuşmamız gerekmiyor mu?
Yıkılan evlerin altından çıkarılan çocukları değil, kudretli bir sarsıntıda bile yıkılmayan binaların balkonlarından güle oynaya el sallayan sabileri ekranlarda görmek isterdik.
AFAD, Kızılay ya da AHBAP bu şiddette bir depremin ardından kadınlara çiçek, çocuklara oyuncak dağıtarak “Burnunuz bile kanamadı. Helal olsun bu binaları yapanlara, aşkolsun şehir planlamacılarına, deprem yönetmeliğine harfiyen uyan yerel yöneticilere” diyerek kucaklaşmalıydı.
“Ne olur enkazdaki yavrumu kurtarın” diyerek el ayak öpmeye kalkan yaşlı nine ve dedelerimizin ellerini bizler öpmeliydik “Siz başımızdan eksilmediniz ya, işte mucize bu. uzun sağlıklı yaşayın” diyerek.
Bugün avına üşüşen akbabalar gibi “heryer yerle bir olsa da biz de her tarafı talan etsek” diye bekleyen yağmacılar oturup ağlasaydı keşke “Bu depremden de elimiz boş dönüyoruz” diyerek.
Muhalefet iktidarı tebrik etseydi “Helal olsun. işte devleti yönetmek budur” diye. İktidar da muhalefetin gönlünü alsaydı; “Sizlerde yol gösterdiniz, doğruları dile getirdiniz. Yıkıcı değil, yapıcı oldunuz. Siz de varolun” diye.
Ülke dışından müdahaleye koşmak için bekleyen yardım ekiplerine “Teşekkür ederiz. Şükür çok az hasarla atlattık. Sizlere gerek yok, eskik olmayın” diyebilseydik.
İşte o zaman tüm bunların adı olurdu MUCİZE. Yoksa uzun yıllar gözümüzden, gönlümüzden gitmeyecek dev bir acının enkazından çıkan birkaç can’ın adına mucize methiyeleri düzmek benim içimden nedense gelmiyor.
Hep söylenen “Büyük resme bakmak lazım” terimi aslında budur. Benim gözümün önünde olan o devasa resimde acı, kan, gözyaşı ve ENKAZ varsa...ki var, talan olmuş bir tarladaki ayaktaki birkaç çiçeğin adı mucize değildir. Varın siz deyin, onlar desin.. ama ben diyemiyorum. Muhtemelen Tanrı da, kader de, ilahi adalette öyle demiyordur. Herşeyi yeterince hafiflettik, MUCİZE’nın içini boşaltmayalım bari...
“Mucize” denince akla Mahsun Kırmızıgül’ün bir engelliyi anlattığı melodram filmi gelsin aklımıza. Binlerce yitik can, yine binlerce sakat kalan veya kalacak insanlarımızın arasından ayıkladıklarımızla düğün bayram yapmayalım.
Ben milyonları çökmeyen enkazlardan kurtardığımızın adına “mucize” der, emeği geçenlere methiyeler düzerim. Günler sonra çıkan birkaç can’ımızın buruk avuntusu ile Polyanna’cılık oynayamam...