İnsanlar idam istiyor. “Tanrılar kurban istiyor” gibi ilkel çağlardan kalma bir töre gibi. Neden bir insanın devlet eli ile öldürülmesi, diğer insanların mutluluğuna sebep olur ki? Eğer eksik uygulanmış bir adalet ise, diğer insanların canını acıtacak şekilde aksamış ise, insanlar idam da ister, giyotin de.
Hak, adalet, hukuk dolayısı ile devlet; adil olduğu sürece, tarafsız olduğu sürece, güçlüdür, güvenilir dir. Suç; suçlu’nun hak ettiği cezayı aldığı sürece, insanların adalete güven duygusu olur. Mağdur mağduriyetini unutur, suçlu cezasını çeker ki hak etmiştir, kamuoyu ve vicdanlar rahatlar ki haklı haksızdan ayrılmıştır. Ancak; komik, insanların içine sinmeyen, katili ve maktulu aynı potada eritecek kadar kirlenmiş bir hukuk düzeni, kaos’a ve herkesin kendi adaletini kendisinin aramasına meşru zemin hazırlar.
Yaşanmış bir olaydır. –Bir kadına tecavüz edilir. Suçlu yakalanır ve hapse girer. Ancak kısa süre sonra kadın tecavüzcüsü’nün, elini kolunu sallayarak gezdiğini görür. Beyninden vurulmuşa döner. Hemen polise koşar ve bu durumu sorar. Yetkililer “Af çıktı hanım, devlet affetti” derler. Kadın büyük bir üzüntü ve öfke ile “Bu adam bana mı tecavüz etti, yoksa devlet’e mi? Ben onu affetmiyorum, devlet benim yerime nasıl affeder’’ diyerek çıkar ve tecavüzcüsü’nü bulduğu yerde öldürür.
Bu hikaye’de durup, düşünülmesi gereken onlarca ders vardır.
Kul’un kul’a olan hakkını almasında Allah bile araya girmeden, kul’un kulla helalleşmesi gerektiğini bildiren yüce adalet, diğer tarafta siyasi ve kirli hesaplar uğruna binlerce katilin, gaspçının, tecavüzcünün v.s. salıverilmesi. Hangi adaletin kantarı daha adil diye sorulmalı. İlah adalet mi, insanın insana uyguladığı adalet mi? İçlerinde gerçek manada suçsuz olan kader mahkumları var elbette. Ancak genel bir af ile toplum huzurunu tehdit eden binlerce suç makinelerinin hiçbirşey olmamış gibi tekrar aynı suçları işleyeceklerini bile bile bırakılması nasıl bir mantıktır. Elbette mağduru ve gerçek suçlu olanı ayrıştırmak ve topluma kazandırmak devletin bir görevi ve elzemidir.
Çelişkili ve abes bir hukuk düzenini, insanlara adalet dağıtmak adına insanlara dayatamazsınız. Terör örgütünün yönetici konumundaki, yüzlerce askerin, sivilin öldürülmesinin sorumlusunu TANIK, terörle mücadele etmiş, kolunu, bacağını, hayatını kaybetmiş insanları SANIK yapan bir zihniyetin, adalet dağıttığına inanmayı, bu topluma anlatamazsınız.
Bebek tecavüzcüleri, bebek katilleri, toplu katliamlar ve daha nice insanın kanını donduran, insan olamayacak kadar, insan sıfatına bürünenlerin yaptığı olaylar silsilesi var. Ama bir gün bakıyorsunuz ki hiçbirşey olmamış gibi toplum içine salıveriliyorlar. Bunu yapanların dayandığı tek dayanak; insan hakları. Peki ya mağdur olanın, ölenin, tecavüze uğrayanın, anne-babanın, evladın insanlık hakkı ne olacak? İnsan olma hakkı, insanın insanca yaşama hakkı kişiden kişiye, zümreden zümreye, toplumdan topluma değişiyor mu?
İnsanlar idam istemiyor. İnsanlar ADALET istiyor. Hak istiyor, haklının haksızdan, suçlunun suçsuzdan ayrılmasını istiyor. Suçlu var ise bu suçlu’nun cezasının da en adil şekilde infazını istiyor. Vicdanlarda rahatlama istiyor. Herkesin beklentisi kesinlikle adalet, bu adalet kavramının içi doldurulmaz ise, hukuk terazisinin kantarı eşit tartmaz ise, insanların İDAM istemesi kadar doğal ne olabilir ki.
Adalet dağıtırken birilerinin menfaati adına bir boşluk yaratır iseniz, bu boşluğu idam doldurur, insanların kendi adaletini kendiler sağlama zihniyeti doldurur, mafya doldurur, çete doldurur. Anarşi de alır yürür. Kan akıtmanın meşrulaştığı bir düzeni kartondan bir hukuk ile düzeltemezsiniz.
Şeriat’ın kestiği parmak acımaz. Eyvallah. Ama ya şeriat bu parmağı kesmiyor ya da kesemiyorsa? İnsanların adalet duygusundaki kesikler ne olacak?...
SAYGILARIMLA.