
Bazen “ben demiştim” demek hoş birşey değil ama ben demiştim. Haymanaspor’un durumu işte. Neyse ki son dakika Evren Öz çıktı. "Ya çıkmasaydı" yı tartışmak gerek.
Biz bir katalan ekibi gibi hayaller kurup o hayalleri Barselona’ya endeksleyip, gözümüzü açtığımızda dahi Haymanaspor’u göremeyenlerdeniz. Ahanda sonuç... “Buraya kadarmış” deyip işin içinden sıyrılmak en kolayı.
Belediye bir yerde haklı. Bu iş belediye ve siyasetin olduğu çarkla dönmez. Spor bambaşka birşeydir. İşin maddi boyutu olduğu için her atılan adım günü kurtarmak içindir. Yarın ne olacağını kimse tahmin etmez, edemez.
Bugün amatör dahi olsanız bir sezon kulübü yönetmek, maçlara gitmek oyuncuların ihtiyaçlarını karşılamak için milyonlar gerekir. Belediye, Büyükşehir ya da herhangi bir kişi buna sadece katkı yapar. Kusura bakmayın ama tüm yükü kimse sırtlanmaz.
Rahmetli Bozo bunu yaparken çektiklerini bir kendi bilirdi bir de etrafındakiler. Hatta “ula Haymanaspor’un sırtından çok para yiyo..” diye ileri geri konuşan dangalaklar da vardı. Haydi siz yönetinde siz de yiyin.
Sosyal medyada atıp tutmakta kolay. “Ben parasız oynarım, ben elimden geleni yaparım, ben varya herşeyi yaparım” işin ucuz kahramanlıkları. Olmaz. Ben bedava oynarım diyende, ben elimi cebime atarım diyen de yarın “Benden bu kadar aga.. Alemin enayisi ben miyim. Biraz da başkaları kurtarsın takımı. Kendi işim gücüm var” der çekilir kenara. Çekilirse de kimsenin birşey deme hakkı yok. Hakikaten zordur bu işler.
Askerde hepimizin ortak hikayesi ya da yalanıdır aslında “Gider gitmez bölük çavuşunun gözüne iki tane yumruk çektim. Ondan sonra ne nöbet ne içtima” deriz. Kuyruklu yalandır, ama herkes “Vay anasını yiğide bak” der.
Bu işlerde öyle. Bana versinler takımı bak nasıl yönetirim, uçururum, kaçırırım. Ama kendi işim başımdan aşkın birader. Yoksa ohooo...” derler.
Bunu daha önce de yazmıştım. Bu ancak kurumsallaşma ile olur. Ondan bundan para alarak, gece düzenleyip “Benden bilmem kaç bin lira. Söz vallaha birkaç güne verecem” ile de olmaz. Kulübe sürekli gelir getirecek, kendi yağı ile kavrulacak gerekirse şirketleşilecek bir oluşum lazım. Bu işe güvenilir bir başkan ve yönetim oluşturulur. Ondan sonra her STÖ’ye, her kuruma gidilerek “Para verin” değilde, katkı yapacak ortak çalışmalar yapılır. Misal bir Haymanaspor Satış Mağazası açılabilir. A’dan Z’ye hediyelik eşya, forma, eşofman, aklınıza ne gelirse satılabilir. Bazı kurumlar da bunu satışında, pazarlanmasında ya da mal tedarikinde yardımcı olur.
Daha önce yapılmış bir uygulama. Mesela kaplıcalardan kesilen her biletten çok cüzzi 50 Kuruş falan kulübe kesilebilir. Yine Kültür Merkezi altı otoparkı işletmesi kulübe verilerek yine sembolik rakamlarla işletmesi sağlanabilir. Ama efendilikle, mafyalaşmadan, huzursuzluk olmadan, profesyonelce. Burada bir araç yıkama tesisi kurularak gelir elde edilebilir.
Tabii elbette hedefi çok büyütmeden mümkünse yine Haymana’nın bebesinin oynayacağı bir takım. Erkan Öztürk ile bu konuda çok sohbetlerimiz oldu. Biraz daha üzerinde çalışılsa başka çıkar yol yok gibi. Yensinler, yenilsinler, eğlensinler. Dedikodusu da olacak elbette. Olsun...
Biraz da zoraki olarak hemşerimiz Evren Öz başkan oldu. Elini bir anlamda taşın altına koydu. Benim yazdıklarım “Evren ya da başkası olmasaydı ne olacaktı” meselesi.
Bugün birileri çıktı, ya yarın çıkmazsa?.. O nedenle kurumsallaşarak bir anlamda dükkanın kepenklerini açık tutmak maksat. 40 senelik kulübü 200 bin, belki daha fazla Haymana’lı olarak ayakta tutamazsak, hepimize yazıklar olsun..