
Biz bir elimiz de çiçeğimiz, bir elimizde çikolatamız ile canı gönülden istiyoruz. Ama Oyaca'nın bu izdivaçta hiç gönlü yok gibi. Elinden tutup kaçıramayız da, belalı abileri var, yar etmezler.
Oyaca gönülsüz, ama haksız mı? Biz hep kendi çerçevemizden bakıyoruz, Oyaca'nın bize bağlı olduğu zamanları bir masal anlatır gibi anlatıyoruz; "Ahhh siz bilmezsiniz.. Eskiden Oyaca'dan her gün 2-3 dolmuş bir de kendi arabalarıyla gelirlerdi. Hele cuma günü bakkalından lokantasına, kahvesine kadar Oyacalı dolar taşardı. Oda seçimlerinde Oyaca kilit roldeydi ve ne heyecanlı seçimler olurdu. Yerel seçimlerde bile Oyaca sosyal bir denge sağlardı. Devlet daireleri bile onlar sayesinde dolardı. Neydi o eski Oyacalı günler...." diye anlatılırdı.
Sadece Oyaca mı? İkizce, Boyalık, Karacaören, Gölbek, Sincik... daha eskilere gitsen zaten işin içinden çıkamayız.
Biz Oyaca'yı dediğim gibi şeker lokumumuzla istiyoruz. Ya Oyaca'nın bize göynü var mı? Bence yok. Haklılarda bir yerde. Bir tarafta Ankara'nın içinde 150 bin nüfuslu Gölbaşı, diğer tarafta 10 binlik Haymana. Birkaç Oyacalı tanıdığa sordum, “Yeniden gelir misiniz?” diye, “Teşbihte hata olmaz ama gardaş; attan inip eşeğe binmek gibi olur bizimkisi” dedi.
Mesela bugün bize "Polatlı'yı il yapıyoruz. Sizi de Ankara'dan alıp Polatlı'ya bağlayacağız" deseler, feryat figan "İstemezzüükk.." demez miyiz. Deriz elbette. Başkent’ten sonra Polatlı'nın bir ilçesi olmayı yakıştıramayız. Aynı attan inip eşeği binme hikayesi olur.
Oysa Oyaca Haymana'ya, biz Polatlı'ya bağlansak bazı açılardan birçok avantajımız olacak. Yıllardır başkentin ilçesiyiz de ne oldu? Adımız büyükşehir ama yediğimiz darbelerin haddi hesabı yok.
Kısacası Oyaca bu saatten sonra bizi istemez. Oysa bir gecelik kararname ile "tüm mahalleler hangi ilçeye en yakın ise oraya bağlanır" dense sabah 9'da Oyaca bizde olur.
İşte siyasette de bürokraside de, kapıları aşındırmada da bize böyle cevval kişiler lazım. “Elimizden aldılar ne yapalım” değil, “Söke söke geri aldık” diyeceklerle olur bazı işler.
xxxx
Yorumunda "Ücretli öğretmenlik yapmaya mecburuz" demiş bir hemşerimiz. "Eğitimdeki Bu Ayıbın Sorumlusu Kim?" isimli manşet haberimizin altına. Yerden göğe, gökten yere kadar haklısın arkadaşım. Bu işin en az, hatta sıfır suçlusu sizlersiniz. Sırf siyaset uğruna ülkenin her bir yanını, boş, niteliksiz, işlevsiz üniversitelerle doldurup, onlardan mezun olan milyonlarca gencin umutlarına tacirlik edip, sonra da "Biz herkese iş bulmaz zorunda mıyız" diyen bir anlayışın maalesef kurbanlarısınız sizler.
Biliyoruz eliniz ekmek tutmak istiyor.. farkındayız ailenize artık yük olmak istemiyorsunuz.. anlıyoruz hepiniz vatana hizmet etmek istiyorsunuz... Hepiniz birer münevver nesil yetiştirmek için elinizden geleni yapmak istiyorsunuz...
Üç kuruşa hem de... İtibarsızlaştırılarak üstelik... Ailelerinize, arkadaşlarınıza, sizleri yetiştirenler bile yeri gelince mahçup olarak bir de...
Sizleri mecbur edenler utansın, geleceğinizi ucuz siyasete yem edenler mahçup olsun, üniversiteleri açarkan pohpolayıp, mezun olunca "ne yaparsanız yapın" diye bir anlamda sokağa salanlar yerin dibine geçsin.
Sizler bu sistemin en masumlarısınız... "Salın bizi..." demişsin birde. Bu da hepinize, tüm gençlere, bu dramı yaşatanlara en önemli ders olsun... Siz de bu kör geleceği size yaşatanları bir güzel salın.. Bir daha rüyalarınıza bile gelemesinler....
HAFTANIN SÖZÜ: Köpeklerin en büyük korkusu, sahipleri ölünce aç kalma korkusudur.