
Geçtiğimiz günlerde Ankara ve Haymana Belediyesi Polislik sınavlarına girecek adaylar için kurs açmıştı. Bir bakış açısına göre yerinde bir hizmet. Gençlere yardımcı olmak belediyelerin asli görevi veya olmalı. Ona itirazım yok.
Ama bir şeye itirazım elbette var. Kursa katılım sağlayan gençlere baktım, içim acıdı. Kimler polis olmak istiyor bir bakın. Bilgisayar, ziraat, inşaat, elektronik mühendisleri, teknikerler, hukukçular, atanamayan öğretmenler... kimler var kimler.
Yav bu gençlerin eli; kalem, “T” cetveli, mikroskop, klavye, bilgisayar, bilişim, teknoloji tutması gerekirken, silah tutacak. Polisliği küçümsediğim veya hakir gördüğüm düşünülmesin. Ama bu gençlerin amacı polislik olsaydı zaten onunla ilgili okullara giderlerdi. Bu çocuklar mühendis, bilim adamı, eğitimci, akademisyenliği seçmişler. Ama iş bulamayınca ve mecburiyetten böyle bir yola girmişler.
Katma değerli ürün diyoruz ya, işte bu zehir gibi beyinler de katma değerli insan demek. Ülkeye çok şey katacak kişiler bunlar. Bunların yeri sokaklarda suçlu kovalamak değil. Bu gençlerin yeri, laboratuarlar, atölyeler, bilim merkezler, sanat atölyeleri, fabrikalar, okullar, kürsüler...
Bakın Biontec aşısını bulan Uğur Şahin ve Özlem Türeci memleketimde yaşasaydı belki onlarda "Ula memlekette en iyi iş asker, polis olmak" derdi ve bugün koronavirüs bambaşka boyutlarda olurdu.
Ya da Selçuk Bayraktar mühendislikte iş bulamayıp "yedek subayken orduda kalayım" deseydi bugün neleri konuşuyorduk değil mi?.
Bizlere Ömer Özkan’lar, Serdar Sezer’ler ve adı şu an aklıma gelmeyen beyaz yakalı hemşerilerimizden lazım. Hem Haymana için hem de memleket için.
xxxxxxxx
NATAŞA İLE RABİA..
Bilmem kaç milyonluk insanlık tarihinde sadece 250 yıl savaşsız geçmiş. Geri kalan yıllarda “Sen kime yan bakıyorsun ulenn..” başta olmak üzere binlerce sebepten insanlar birbirinin gözünü oymuş.
İşte geçen hafta da Rusya ile Ukrayna kapıştı. “Tavşana kaç tazıya tut” diyen başta ABD olmak üzere diğer devletler ellerini ovuşturarak bu işten nasıl nemalanırızın peşinde. “Lan oğlum yapmayın bak. Savaş çok kötüdür. Hele ayrılın..” gibi minnoş arabuluculukları da var kerataların.
ABD demişken bu aralar birileri çok fena anti ABD’ci. Hele heleee.. Ben ağabeylerinizin İzmir limanına demirleyen ABD’nin 6. Filosunu kıble yapıp namaz kıldığınızı da bilirim. Titreyin ve özünüze dönün bir zahmet. Hiç inandırıcı değilsiniz zira.
Neyse.. Ukrayna Rusya birbirine girdi demiştik. Savaş Ukrayna topraklarında geçtiği için elbet canlı canlı savaşı da o topraklarda izliyoruz.
Bizler Rusya ve o tarafın kadınlarına genelde “Nataşa” diye hitap ederiz. Bu Nataşa aslında bir anlamda küçük düşürücü, rencide edici bir tanımlamadır. Ama o Nataşa’lar vatanlarını savunmak için aslanlar gibi savaştalar. Ellerinin ojeleri, yüzlerinin boyalarını silip kamuflaja girmişler.
Bakın yanıbaşımızda geçtiğimiz yıllarda Suriye’de aynı teraneden geçti. Bırakın kadınları eşşek kadar, başlarından yere çaksan toprağa girecek delikanlılar, ana-babalarını, yaşlılarını, hastalarını, sakatlarını bazıları çocuklarını hatta karısını geride bırakarak arkalarına bile bakmadan kaçtılar. Biz bunların kadınlarına biraz da kutsallık katarak “Rabia” falan dedik değil mi? Dindaşlarımızdı, cihatçıydılar, şehitlik falan hep bunlaraydı. Ne kadar sert ve haşin “erkek” olduklarını bizim memlekete gelip bol bol üreyerek gösterdiler çok şükür.
Bir tarafta hor görüp, aşağıladığımız ama vatanı için canını veren gavur kızı Nataşa’lar, bir yerde mantar tabancası patlasa kaçan dindaşımız Rabia’lar ve Suriye delikanlıları… Vay be.. “İki ölüm olmadığına göre, o tek ölüm yiğitçe olsun“ der bir atasözü.
İmanın, paranın bir de yiğitliğin kimde olduğu belli olmuyor demek ki..