
Birileri gider, birileri gelir. Zaman akıp gider. Değişim süreklilik halinde zuhur eder. Zamanda ve mekânda bedenler daima yok oluşa tabi olur. Dünler unutulur, yarınlar düşünülmez. Şahsi menfaatler hep ön plandadır, toplum yararı göz ardı edilir. Makamlar, koltuklar hep dolar ancak anlamını yitirmeye devam eder. Sonsuz bir kısır döngüye hapsolur zihinler.
Çocuğuyla beraber yaşayan bir kadın varmış. Çocuğunun aklı ermeye başladığı dönemlerde sandıktan usulca kocasından kalan saati çıkarmış. Çocuğuna saati vererek, tarif ettiği saatçiye gidip fiyat almasını istemiş. Çocuk annesinin dediği saatçiye gidip fiyat sormuş. Saatçi babasından kalan saate 1 TL fiyat vermiş. Eve dönen çocuk annesine durumu anlatmış. Annesi de başka bir saatçi tarif ederek çocuğu tekrar göndermiş. Çocuk diğer saatçiye gittiğinde şaşırmış. Çünkü önceki saatçinin 1 TL değer biçtiği saate son gittiği saatçi 1000 TL fiyat biçmiş. Süratle annesine koşan çocuk şaşkınlıkla durumu anlatmış. Annesi ise çocuğu hayatı boyunca kulağında küpe olması gereken dersi vermiş. ‘’Ait olmadığın yerde değerinin ne olduğu hiçbir zaman anlaşılmaz. Ancak ait olduğun yerde değerin, yeteneklerin, saygın bilinebilir. Ait olmadığın yerde durmak en çokta kendine zarar vermektir, kendi hakkına girmektir.’’ Bu hikâye bizim toplumumuzu anlatabilen gerçeklerle yüzleşmeye yönlendirebilecek küçük bir hikâyedir. Kabul etmek gerekir ki birçoğumuz ait olduğumuz yerde değiliz. Ait olmadığımız yerlerde olduğumuz içinde ne yeteneklerimiz ne de değerimizin bilinmesi mümkün değil. Gerçeklerin farkında olup topluma yön vermeye, ışık olmaya çalışan her bir birey ziyana uğrayıp durmaktadır. Çünkü bu toplum gerçekleri ve doğruları söyleyenleri değil kendi faydalarına olan doğruları söyleyenleri sahipleniyor. Topluma ışık olmak isteyen kişilerin bu toplumda değersiz olarak hissettirilip ‘’Ne yapacaksın sen mi kurtaracaksın?’’ Gibi içerisi boş söylemlerle devre dışı bırakılması toplumun geleceğinin intiharıdır. Makamlarda mevkilerde oturanlarda bu zihniyetin ekmeğini yemektedir. Makamların, mevkilerinin birileri tarafından dolduruluyor olması oranın anlamının olduğunun veyahut ait olduğu yerin orası olduğunun bir göstergesi değildir. Toplumun değişmeyen zihniyeti o makamları güçlü kılıyor hatta makamlarda oturanların güç zehirlenmesi yaşamasına sebep oluyor. Makamlarda oturan kişilerin halkın hizmetkârı olduğunu maalesef onlara unutturuyoruz. Çare makamlarda oturanlar değil çare sizsiniz. Önce kendinizi değiştireceksiniz sonrasında dış dünya zaten değişecek. Makam koltuklarını işgal edenler de onların işgaline göz yumanlarda bu toplumun, gelecek nesillerin katilleridir. Suçu işleyen ile işlediği suçlara göz yuman arasında çok bir fark yoktur. Makamlarda çılgınlar gibi sağa sola saldıranlar, onları o makama getiren halkın sayesindedir. Önce zihniyet sonra da makamdakilerin halktan üstün olduğu düşüncesi değişecek. Artık karar vakti. Çaresiz misiniz? Yoksa çare ‘’siz’’ misiniz?