
Bu haftaki köşemde biraz isyankâr olmak istiyorum. Bu isyan bizlerin halâ bir şeyleri becerememesinden kaynaklanıyor. Bizler adaletli olmayı, birbirimize destek olmayı, şahsi çıkarları devre dışı bırakmayı, başkalarının hakkına girmemeyi, merhametli ve vicdanlı olmayı, ben değil biz demeyi, en önemlisi de bizler insanca yaşamayı beceremiyoruz. Bizler maalesef adalet istemiyoruz, istiyoruz ki hep kendi yararımıza kararlar alınsın. Birbirimize destek olmak değil karşıdakine köstek olduğumuzu karşı taraf anlamasın diye uğraşıyoruz. Şahsi çıkarlarımızı gözetirken kendimizi zeki ve günün sonunda kazançlı zannediyoruz. En basit haliyle market sırasında dahi birilerinin önüne geçip başkasının hakkına girmeyi uyanıklık ve övgü noktası sayıyoruz. Merhametli ve vicdanlı olanları enayi gibi görüp onları adeta sömürüyoruz. Ben ben diyerek kendimizi adeta Nemrut sınıfına alarak kibrin alasını yapıyoruz. Kötülüğün bütün sınırlarını zorlayarak insanca yaşamında kötü bir şey olduğunu varsayarcasına insanca yaşamaktan kendimizi hatta gelecek nesillerimizi alıkoyuyoruz. Evet dostlar bizler sosyal çürümeye maalesef fazlasıyla katkıda bulunuyoruz. Hepimiz bir başkasından bizi bu durumdan kurtarmasını bekliyoruz oysa en büyük kurtarıcının kendimiz olduğunun farkına varamıyoruz. Değişim istiyorsan kendinden başla, adalet istiyorsan kendinden başla, merhamet istiyorsan kendinden başla, iyilik istiyorsan kendinden başla, medeniyet istiyorsan kendinden başla, ne istiyorsan iste ancak önce kendinden başla. Herkes düzeltmeye kendinden başlarsa bir şeyler düzelir.
Sülün Osman Hikayesi
İllaki herkesin baktığı pencerede farklıdır gördükleri de! Az önce yazdığım konuyla alakalı olduğunu düşündüğüm bir hikâye bırakacağım buraya. Bu hikâye kendi niyetin neyse elbet ödülünü de alırsın cezasını da alırsın hikayesidir. Kendini değiştirmediğin, düzeltmediğin sürece art niyetin ne ise oradan vurulursun. Belki geç olur belki erken ama emin olabilirsin ki niyetinin ne olduğuyla alakalı elbet ilahi adalet tecelli eder kazdığın kuyuya kendin düşersin. Meşhur dolandırıcı Sülün Osman’ın bizlere aktardığı efsanevi hikayelerden birini buraya bırakıyorum.
Sülün Osman ‘’Benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. Yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. On tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. Kuyumcunun kapısındayız. Ve dükkân kapalı. Karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan. Hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. Diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. Paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın. Adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. O arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. Telaşlanıyor adam kazanç imkânı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri, bende kayboluyorum ortalıktan. Adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. Ben aranıyorum. Demiyorlar ki ona, be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı, diye. Gayet açık ki, beni dolandırmayı planlamıştı. Ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dahi dolandırmadım.’’