
Depremden sonra ilçemize yaklaşık bin afetzede geldi. Sürekli nüfus kaybeden bir ilçe için aslında bu bulunmaz bir şans. Krizden nemalanmak ya da şans devşirmek gibi art niyet değil bu. Herkes bu ülkenin vatandaşı ve hepimiz bu toprakların sahibiyiz.
Peki bu depremzedeler şu an için geçici ve zorunlu geldikleri ilçemizde kalıcı olurlar mı? Görüştüğüm birkaç depremzede kalıcı olmadıklarını, ancak zamanın ne göstereceğini bilmediklerini belirttiler.
İlk niyetlerinin bir süre burada kalmak, konutlarının yapılması, taşların yerine oturmasının ardından yeniden asıl memleketlerine dönmek istediklerini belirttiler.
Ancak üzerlerindeki deprem korkusunu atmaları çok zor. “Yeniden olursa. O enkazların altında bir kez daha kalırsak” gibi biraz da psikolojik olarak dönmek istemeyenlerde az değil.
Hali vakti yerinde olanlar “Ankara yada İstanbul’a gidebiliriz. Ama İstanbul’da da deprem bekleniyor. Bir kez daha aynı korkuyu yaşamak istemiyoruz” diyorlar. Ankara veya büyükşehirleri tercih edenlerde yine ekonomik bir kıskacın içine giriyorlar. Kira veya ev fiyatları bizim uyanık ve kriz fırsatçıları tarafından çoktan 3’e 5’e katlandı bile.
Devlet “Bunun önüne geçeceğiz. Fahiş fiyat çekenlerin tepesine bineceğiz” dese de bu işlerin öyle kolay olmadığını hepimiz biliyoruz.
Soğan stokçularına terörist damgası vuruldu, hatta depolara baskınlar yapıldı, marketlere zabıtalar yollandı, “Höt zöt” dendi ama durum ortada. Hayat yine çok pahalı, hayat yine yaşanmayacak kadar zor ve grileşti. O nedenle bir süre frene basılsa da araba kontrolden çıktıktan sonra apar topar gider.
Bugün için Haymana’da bu artışlardan nasibini alsada yine de makul ve ekonomik olarak yaşamaya uygun bir yer. O nedenle gelen depremzedeler, sosyal yardımların, ilçemizdeki gönlü bol ve yardımsever kişilerimizin kadirşinaslığı ile bir süre kalabilirler.
Bunu uzun süreye, hatta kalıcı bir göçe çevirebilir miyiz? İşte asıl mesele bu. Bu niyetle adımlar atacaksak tepeden tırnağa topyekün çalışmalara yapmalı, adımlar atmalıyız. Bu gelen insanlara eğitimden sağlığa sosyal etkinliklerden ve en önemlisi iş imkanları sağlamada neler yapabiliriz?
Efendim “Gelin Haymana da oturun. Bak mis gibi size ev kurduk. Aha sobanız, bu da marketten erzak kolisi, güle güle oturun” demekle bitmiyor iş.
Bu yaklaşımla belki birkaç yaşlı emekliyi, ya da çok büyük deprem fobisi olanı tutabiliriz. Ama o bölgeden gelmiş, genç, esnaf, iş insanı, ya da üreticiyi burada bağlasak durmaz.
Birçoğu “Yahu burası köy gibi. Burada nasıl yaşıyorsunuz. Tamam çok iyi insanlarsınız, el birliği ile bizler için koşuşturdunuz. Ama biz 24 saat yaşayan şehirlerden, kalabalık, istihdamı olan, birçok konuda buradan fersah fersah ileride yerlerden geldik. Haymana’da hayatımızı idame ettirmek çok zor” denmesi inanın tepeden tırnağa hepimizin ayıbı.
Onlar depremden dolayı enkazda kaldılar, bizler ise kendi ellerimizle, tercihlerimizle, siyasi ayak oyunları bile kendi evimizi başımıza kendi tekmemizle göçürüp enkazda kalmışız. Bunu da dışardan gelen birileri söyleyince anlamamız ne acı. 300 yıllık kadim bir geçmişi, cumhuriyetin en önemli ilçelerinden birisi olan, tarihi, turizmi, tarımı ile nazar boncuğu takılacak kadar gözde olması gereken bir yer, bakın bu halde. Yüzyılın felaketini yaşaşan, memleketleri yerle yeksan olan insanlar bile ilçemizde ömür boyu yaşamak denilince dudak büküyorlarsa, burada durup saatlerce düşünmek gerek “Biz yıllardır nasıl bir garabetin içindeymişiz” diye.
“Deprem değil bina öldürür” biryerler için geçerli bir söz. Peki bu Haymana’yı, Haymana’lıyı ne öldürdü? Buyrun düşünün, taşının, bol bolda kaşının....